Moldova’da 30 Ekim’de yapılacak seçimler daha öncekilerden çok farklı. Her şeyden önce, seçimin favorisi konusunda tahmin yürütmenin zorluğu açısından çok farklı. Daha önceki seçimlerden farklı olarak şimdi seçimsonuçlarına ve olası koalisyona ilişkin tahminde bulunmak çok zor. Koalisyon olacağı kesin, zira Moldova’da tek başına iktidar olacak hiçbir parti yok. Ancak seçime 20 günden az süre kalmasına rağmen koalisyonda kimlerin bulunacağı, daha da önemlisi, oluşacak koalisyon’un Moldova’yı Batı’ya mı, Doğu’ya mı götüreceği konusunda tahmin yürütmek mümkün değil.
Seçimin favorisi yok. 2000’li yılların başlarından itibaren bütün seçimlerde solun favorisi Komünist Partisi, 2009’dan sonra ise sağın en önemli gücü Liberal Demokrat Parti idi. 2001’den itibaren arka-arkaya 3 seçimde tek başına hükümet kuracak çoğunluğa sahip olan komünistler son iki seçimde liberal-demokrat koalisyon karşısında azınlığa düşseler dahi hiçbir zaman %40’ın altında oy almadılar. Liberal Demokrat Partinin oyları ise %25-%30 aralığında seyretti.
Ancak anketlere bakılırsa, bu seçimlerde durum farklı. Ne sağda, ne de solda “çekirdek” yok. Komünistlerin seçimden birinci, liberal-demokratların ikinci çıkacağı konusunda her kes hemfikir, ama sosyologlar oy oranları konusunda iyimser değiller. Anket sonuçları parlamentoya oyları %7-%10 ila %25-%30 arasında değişen 5-6 partinin girebileceğini gösteriyor. Son anketlere bakılırsa, üç sağ ve üç sol parti parlamentoda temsil olunabilir. Ancak sorun bu değil, sorun bu partilerin parlamentoda nasıl konfigürasyon oluşturacağı. Bir sağ koalisyonu çıkar mı? Sol koalisyonu mu oluşur? Komünistlerin de katılımıyla büyük sağ-sol koalisyonu mu kurulur? Sol koalisyon oluşursa, Moldova nereye gider?
Koalisyon zor durumda
Ama Batı yanlısı politikalar koalisyona halk desteğini arttırmaya yetmedi. Son yapılan anketlere bakılırsa, liberal-demokrat koalisyonun zafer kazanması 2010’daki kadar kolay olmayacak ve hatta belki mümkün bile olmayacak.
Peki neden? Çeşitli faktörler üzerinde durulabilir. Moldova’nın mevcut yönetimi politikalarını ağırlıklı olarak ülkenin AB perspektifi üzerinde kurmuş güçlerden oluşuyor. Her ne kadar yakın komşusu Romanya Moldova’nın AB’ye alınması konusunda ısrarcı olsa da şimdilik Kişinev’in Brüksel’den üyelik “vizesi” alması inandırıcı görünmüyor. AB yetkililerinin açıklamaları da Moldova’nın daha çok yol kat etmesi gerektiği yönünde. Gerçi Kişinev ve Brüksel, entegrasyon konusunda kararlılığını sürdürüyor – AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşmasının imzalanıp Moldova parlamentosunda hızla onaylanması da bunun göstergesi. Ancak sorun şu ki, AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşması kısa sürede “meyve” verecek bir “mutluluk ağacı” değil. Hatta ilk başlarda Moldova’yı ekonomik olarak sarsacak bir anlaşma. Çünkü ortaklık için Moldova’nın önce AB standartlarına uyum sağlaması gerekiyor ki, bunun da ilk başlarda iş yerlerinin kapatılmasından tarım ürünleri ihracatının ciddi şekilde sınırlanmasına kadar ciddi sorunları beraberinde getireceği çok açık. Buna bir de ekonomik sıkıntılar nedeniyle Rusya’da çalışmak zorunda kalan ve Moskova’nın Kişinev üzerinde baskı kurması için çok önemli koz olan yüz binlerce (resmi olmayan rakamlara göre 600-700 bin civarında) Moldovalı işçinin geri dönme riskini eklemek gerekiyor. Moldova’nın AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşmasının “meyvelerini” en erken 5 sene sonra toplayabileceği tahmin ediliyor. Evet, bir ülke tarihi için kısa bir süre, ama halk 5 sene sonrası için oy kullanmıyor.
Bütün bunların yanı sıra, Moldova’da Rusya’nın kullanabileceği bir sosyolojik zemin var ve bunu kullanıyor. Mevcut yönetim her ne kadar ülkedeki Rus etkisini minimuma indirmek için çabalasa dahi, toplumda AB’ye entegrasyon konusunda görüş birliğini sağlayabilmiş değil. AB’ye entegrasyon yanlıları ile karşıtlarının oranı seçimlerde sağ güçlerle sol güçlere oy verenlerin oranına yakın, yani yaklaşık %50’nin %’50’ye nispetinde. Ülke muhalefeti – sol güçler Rusya ile yakın işbirliğini destekliyor, AB ile entegrasyona karşı çıkıyor. Ayrılıkçı bölge Transdinyester zaten Rusya’nın kontrolünde. Moldova’nın Kişinev’den sonraki ikinci büyük kenti, Rusların çoğunlukta olduğu Beltsı (Balçi) da Moskova’nın güdümünde olmaktan yana. Moldova’nın güneyinde bulunan Gagauz Özerk Bölgesi de aynı şekilde – Gagauz parlamentosu başkanının tabiriyle ifade edecek olursak, Kremlin’den gelen işaretler doğrultusunda hareket ediyor ve Gümrük Birliği’ne üyeliği destekliyor. Nedeni ise çok açık – 200 bin nüfuzsu olan Gagauz Yeri’nin ekonomisi ciddi oranda Rusya’ya bağımlı. Gagauzların büyük çoğunluğu Rusya’da çalışıyor. Öte yandan, Rusya, Gagauz Yeri’ni Moldova’ya uyguladığı ekonomik ambargolardan muaf tutarak bu bölge üzerindeki etkisini koruyor. Tabi ki Moldova hükümetinin Gagauz Yeri’ne verdiği vaatlerin gerçekleşmemesi ve Komrat’ın özel statüsünün güçlendirilmesi yönündeki taleplerin Kişinev’de kabul görmemesi de Gagauzlerın pozisyonunu etkileyen faktörlerden…
Dolayısıyla, Avrupa’nın en fakir ülkesi Moldova’daki liberal-demokrat koalisyonun karşısında ekonomik sorunlar-sol muhalifler-Transdinyester, Gagauz Yeri ve Beltsı’dan (son üç faktörü “Rusya” diye de nitelendirmek mümkün) oluşan bir “ittifak” var. Yuri Lyanke Başbakanlığındaki koalisyon 30 kasım’da bu ittifak karşısında ciddi şekilde zorlanacağa benziyor. Mevcut koalisyonun yoluna devam edebilmesi için 51 sandalye kazanması lazım ki, şimdiki şartlar altında bu çok zor görünüyor.
Komünistler düşüşte
Ancak sahnenin diğer tarafında da durum farklı değil. Sol cephe bölünmüş durumda.
Kremlin’in Moldova’daki yeni gözdesi sosyalistler
Moldova Sosyalist Partisi şu an Rusya’nın Moldova’daki en önemli müttefiki konumunda. Moldova’nın Rusya güdümündeki Gümrük Birliği’ne üyeliği konusu sosyalistlerin seçim programının en önemli maddesini oluşturuyor. Sosyalistler ve “Rusya’nın partisi” olduğunu saklamıyor – partinin kongresine Rusya’nın üst düzey yetkilileri katılıyor, reklamlarında parti lideri İgor Dodon Kremlin’in üst düzey isimleri ile birlikte görülüyor, Patrik Kirill Dodon’a hayır dua veriyor… En son Dodon’un Putin’in “hayır-duası”nı alacağı tahmin ediliyordu, o da gerçekleşti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 4 Kasım’da Sosyalist Partisinin liderleri İgor Dodon ve Zinaida Greçanıy’ı Kremlin’e davet etti. Bu görüşme Moskova’nın Moldova’da Gümrük Birliği’ne üyeliği destekleyen ve Rusya’ya sempati duyan kesime kime oy vermesi yönünde verilen mesaj olarak görülüyor. Örneğin, Gagauz parlamentosunun başkanı bu görüşmenin hemen ardından “Biz bunu mesaj olarak kabul ediyoruz, Moskova kime işaret ediyorsa, ona oy vereceğiz” dedi…
Moskova’dan bir sürpriz daha – Usatıy
Sol cephe için hiç de hoş olmayan sürprizlerden birisi ise 2005 senesinden Rusya’da yaşayan işadamı Renato Usatıy’ın siyasi sahneye çıkması. Kısa süre öncesine kadar Moldova’da kimsenin adını bile duymadığı 36 yaşındaki Usatıy, son bir senede iki parti kurdu, ancak bu partilerden birincisi tesis edildikten sonra iki ay içerisinde kongre yapmadığı için, ikincisi ise üye imzalarının %30’nun sahte olması nedeniyle Adalet Bakanlığı tarafından devlet kaydına alınmadı. Usatıy, Moldova’nın eski Romanya büyükelçilerinden Emilian Çobu’nun eylül ayında kurduğu Patria (Anavatan) Partisinden aday oldu. Usatıy Gümrük Birliği veya AB’ye entegrasyon konusunda kesin görüş bildirmiyor ve bu konunun referandumla çözülmesini istiyor.
Yani Moldova’da “Rusya Federal Güvenlik Servisinin (FSB) projeleri” olarak değerlendirilen Dodon ve Usatıy’ın partilerinin birlikte %15-%17 civarında oy alabileceği tahmin ediliyor.
Koalisyon tahmini yürütmek çok zor
Dolayısıyla, yine önceki seçimlerde olduğu gibi Komünist Partisi solun, Liberal Demokrat Parti sağın favorisi olarak görülse dahi, önceki seçimlerden farklı olarak koalisyon tahmini yürütmek zor. En son anketler parlamentoya üçü sağ (Liberal Demokrat, Liberal ve Demokrat), üçü sol (Komünist, Sosyalist ve Patria) olmak üzere 6 partinin geçeceğini gösteriyor. Bu anketlere bakılırsa, Komünistler %26, Liberal Demokratlar %18, Demokratlar %13, Patria %9-%10, Liberaller %9-%10, Sosyalistler ise %9 civarında oy alacak. Bu durumda sol partilerin alacağı oylar sağ partilerin aldığı oyların toplamından fazla olacak. Ama bu otomatik olarak bir sol koalisyonun oluşacağı anlamına gelmiyor.
Şu an hiç kimse, hatta oy konusunda tahminde bulunan uzmanlar bile olası koalisyon konusunda kesin fikir söyleyemiyor. Sağ koalisyon, sol koalisyon, komünistlerin sağa destek vermesiyle oluşabilecek büyük koalisyon, komünistlerle liberal demokratların koalisyonu olasılıklardan bir kaçı. Bir diğer olasılık ise anlaşma sağlanamaması ve ülkenin yeniden genel seçime gitmek zorunda kalması – ki Moldova için bu, görülmemiş durum değil.
Moldova’nın kaderi komünistlerin elinde mi?
Komünistlerin seçimden sonra solla değil, geleneksel rakipleri olan sağ partilerle koalisyon eğiliminde olmasının bir kanıtı olarak da seçim propagandası gösteriliyor. Önceki seçimlerden farklı olarak bu kampanyada komünistlerin liberal-demokratlara, liberallere ve demokratlara; liberal demokratlarla demokratların ve liberallerin ise komünistlere yönelik aktif propaganda yaptığını söylemek mümkün değil. Tam tersi, sağ partilerle komünistlerin sosyalistler ve Patria’ya karşı bir nevi “söylem birliği” söz konusu.
Ancak bunun tamamen tersi olan tahminler de mevcut. Vladimir Voronin yeniden Cumhurbaşkanı olmak istiyor. Sol güçlerle anlaşırsa, bu iddiasını gerçekleştirebilir. Öte yandan, Rusya’nın parlamentoda sol koalisyon kurulması için bütün imkanları zorlayacağı çok açık. Zira Rusya yanlısı bütün güçleri bir araya getirmek Kremlin için kritik önem taşıyor. Moskova, Batı yanlısı güçlerin Moldova’nın tarafsız statüsünü değiştirecek Anayasa değişikliğini gerçekleştirmesine fırsat vermek niyetinde değil ve bunu sağlamak için bütün şartları zorlayacak. Bu açıdan komünistlerin sosyalistler ve Patria ile birlikte koalisyonu kabul edeceği de istisna değil.
Dolayısıyla, Moldova’nın kaderi komünistlerin elinde. Vladimir Voronin’in seçimden sonra vereceği kararlar Moldova’nın Avrupa Birliği ve NATO yönünde mi, yoksa Rusya-Avrasya İttifakı yönünde mi ilerleyeceğini belirleyecek…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder